Çeçik sineklerinden kurtulmanın en kolay yolu...

Deniz Batu Ebinç

Annem diyerek başlamak istiyorum söze, çünkü anlatacağım hikâyede annemin; benim kazanımlarım ve birikimlerim üzerinde ne denli pay sahibi olduğunu sizlerde umarım bir nebze olsun bu hikayede göreceksiniz…

 Acıyı yaşayan bilir, derler ya!.. Her ne kadar anlayamayacak olsak da üçüncü kişi gözünden bakılınca görülen şu ki… Annem, hayatının henüz baharında belki de Yüce Rabbimin yeryüzüne yolladığı dertlerin en kederlisini yaşamış; belki de tabiri caizse, Eyüp Peygamber kadar acı çekmiştir…

Uzun uzun yıllar geçmiş üstünden yaşadıklarının; toprağın soğuğu içindeki ateşi bir dirhem dindirmiş, gözyaşlarının ateşi, ölümün soğuk sessizliğiyle buluşunca bedeninde; gözlerinden feri alıp yerine gözlerinde baki bir buğu, yüzüne de daimi bir hüzün resmi karalamış…

Bu yüzden sürekli gözleri buğulu, yüzü hüzünlü, dokunsan ağlayacakmış gibi bir modda duran bir anneyi; her çocuk güldürmek, onu mutlu etmeye ve onu anlamaya çalışmak ister; bende isterdim. Bu durum çocukta, anneye karşı: gayri ihtiyari oluşan bilinçaltı bağlılığı, hesapsız-sınırsız bir sevgiyi ve artık kalıp tutmuş bir sadakati oluşturur…

Onu bir an olsun mutlu görmek için daha beş yaşındayken bile elimden geleni yapar... Okula başladıktan sonra inek gibi ders çalışır, onun sevebileceği çocuklarla arkadaş olmaya özen gösterir, ona hediyeler alabilmek için okul harçlıklarımı hiç harcamadan biriktirirdim. Kız arkadaşlarımı bile yıllarca onun sevdiği tiplerden seçmiştim… ‘O, benim bu çabamı belki bugün bile hiç bilmiyordur…’

Onun gözlerinden birkaç dakikalığına hüzün buğusunun yerini mutluluk ışıklarına bıraktığını gördüğüm gün 12 yaşındayken ona anneler gününde almış olduğum mor ve firuze arası bir renkte çiçekler açan onbiraylık çiçeğini aldığım gündü… Mutluluğu belki fazla sürmemişti, ama onun bana buğusuz gözlerle baktığı bir tek gündü… O gün de benim en mutlu, en unutulmaz günüm olmuş ve çiçeklere karşıda inanılmaz bir sevgi kazandığım dönümnoktası olmuştu…

Bugün, yaşam alanlarımın tümünde onlarca çiçeğim var, anneme aldığım çiçeklerin haddi hesabı yoktur, yirmili yaşlarda aşık olduğum kadını çiçeğe boğmuştum, ideallerim arasında Büyükada da çiçek yetiştiriciliği yapmakta bu sayede gelişmiştir.

Yalnız çiçeklerle en büyük sorunum, minik karasineklerdi… Çiçeklerle ilgili olanlar bilir, karasinekten küçük, çok yavaş hareket eden, çiçeklerden birisine bulaştıysa evinizdeki tüm çiçekleri talan eden, uyuz mu uyuz sevimsiz mi sevimsiz bir haşeregiller familyasındandır…

Bu sinekten kurtulmak için her yolu denedim, çiçeklere ilgi duyan tanıdığım herkese sordum ama nafile, toprağı da değişsem, saksıyı da değişsem, bir kere bulaşmaya görsün çiçeği köklesem de çare bulamadım…

Bir gün eczanemizde ablamın, yeter artık bıktım çiçeklerinden de sineklerinden de diye yükselen isyan nidaları karasineklerden kurtulmamın kesin çözümü olmuştu… O gün kaptığım haşere savar köpükle daldım çiçeklerin arasına ve gözümü kırpmadan tüm çiçeklere resmen köpük banyosu yaptırdım… Bir yandan içim kanağlıyor bir yandan da ya bu sinekleri güdeceğim ya da bu sevdadan geçeceğim diyordum… Hüzünlü bekleyişim ve ablamın şaşkınlığı o gün akşama kadar sürmüştü; fakat çiçeklerde en ufak bir değişiklik olmadığı gibi günler sonra çiçekler bir boylandı bir canlandı görmeyi verin, meğer bizim böceksavar köpük çiçeklere vitamin niyetine gelmiş… O gün bugündür, çiçeklerimin başında karasinekten eser yok ve bugün hala çiçeklerde vitamin yerine köpük kullanıyorum, darısı tüm çiçekseverlerin başına… !denizbatu!