Şişli Gazetesi
Ahmet Ak
Bilmediklerimiz
YOKETME SANATININ USTALARI…
Tarih: 19 Şubat 2009, 16:17:25


“Neden? ...”



            *  
*   *



            Şiddet, karalama, iftira, çamur
atmanın, ne kadar can yaktığını, adalet duygusunu ne kadar zedelediğini
anlatmak istedim aslında bir kez daha...



          
İsteyen istediği iftirayı atıyor, istediği kişiye çamur bulaştırmaya çalışıyor…
Üstelik bu konuda ahlâk, namus, onur tanımıyor. Yetmiyor tehditler, hakaretler
savuruyor.



            Örneğin bir sahte mektupla ya da
açıkça imzalayarak veya dedikodu yöntemiyle bir olayı yanlış yansıtıyor,
aklınca yorumluyor, kesiyor, biçiyor, eklemeler yapıyor ve bu çamuru “ihbar”
diye ortalığa yayıyor.



            İstediğiniz
kadar düzeltme yapın, “doğru değil” deyin… Anlatmanız mümkün değil!



            İhbar kisvesi altında konuyu
böylesine adi bir suikast aracı haline getiren başka bir toplum var mı acaba
ben bilmiyorum!



            Pek çok
özgürlükler gibi bildirim ve bilgi edinme özgürlüğünün de yanındayım. Hatta
bunun pek çok kişiyi yanlıştan döndürdüğünü, yanlışı ortaya çıkardığını ve
“düzeltme” sağladığını, suç ve suçluyu tespit ettirdiğini biliyorum. Ancak
içinde yaşadığımız toplumda ne yazık ki bir ihbar terörü yaşandığını da
görmezden gelemiyorum.



            Bazıları,
ona buna iftira atmayı, tehdit etmeyi, hakareti meslek haline getirmiş.



            “Olayın şüyuu vukuundan beterdir!”
(-dedikodusunun yapılması gerçekleşmesinden daha kötüdür anlamında kullanılan)
sözü yaratmış toplumuz biz. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz!” gibi rezalet
bir söz de bize ait.



 



            İşte bu
sözleri yaratan tehlikeli dedikodu ortamı, kötü niyetli herkesin işine
yaramıyor mu dersiniz? ...



 



            Bu
tehlikeli ortam; işini dürüstçe, namusu ve onuruyla yapan temiz insanları
bitirircesine eğip bükerek, menfaat neyi gerektiriyorsa o doğrultuda kullanmaya
çalışmıyor mu? ! ... 



            Bu ortamdan aklı başında olup
şikâyetçi olmayan var mı? ...  



            Buna bir de “dinleme terörü” eklendi.



            *



            Ortama
bakın, bundan canı yanmamış kişi bulabilecek misiniz? Çünkü kişilerin bir
bölümü toplumun önündeki kişilerle ilgili söylentilere inanmaya öylesine hazır
ki!



            Bir tür
“hınç alma, kama çıkarma” duygusu bu… Mantık, duygunun esiri olmuş.



            Düzeltme
yazmak, anlatmak yoruyor, yıldırıyor. Hani dedikoduya mı yanarsın, “âleme”
meram anlatmak zorunda kalışına mı? ! ...



            *



            Böyle bir
ortamda nasıl üretken olunur, kalite nasıl yükseltilebilir? …



            Bu “alışkanlıklar” yeni mi dersiniz,
hayır. Tarih boyunca “sarayın gözünden düşürülerek kellesi alınan” insanlar
belleğimizde: “Kim bilir, kaç vezir, kaç şair, kaç edip, kaç devlet adamı
iftira yöntemiyle yok edildi!”



 



             *



            Osmanlı'da
yaşananlara “kışkırtma” demekte sakınca görmez tarihçiler…



            II. Mehmet,
yani Fatih dönemine bir bakalım:



            Şayet
Fatih, Osmanlı devlet yönetiminin esaslarını belirlediği ve kendisinden sonra
asırlarca uygulanan Kanunname'sinde “her padişahın tahta çıkışında erkek
kardeşlerini öldürmesi”ni kural haline getirmemiş olsa, hiç şüphe yok ki pek
çok cinayet ve suikastın önü alınmış olurdu diyor tarih…



            Kardeş
katline izin veren kurala rağmen Kanuni dönemine kadar gelişmelere haremin
fazla karışmadığı, saray kadınları "mukadderat" diyerek kendileri
için uygun görülenle yetindiği. Bu sürecin Hürrem'le son bulduğu ifade edilir.



            "Hürrem Topkapı Sarayı'na cariye olarak geldiğinde
haremin hâkimi Kanuni'nin ilk eşi ve büyük oğlu Şehzade Mustafa'nın annesi
Mahidevran Hatun'du."

            "Şehzade
Mehmet'in doğumundan sonra Hürrem'in onun geleceği konusunda telaşa düştüğü,
Kanuni'nin ardından şehzade Mustafa'nın tahta çıkmasına mani olamazsa oğlunun
öldürülmesini kaçınılmaz son olarak gördüğünü düşünmek için her sebep
var..."



            "Babası Yavuz'un tahtı nasıl tehditle ele geçirdiğini
bilen Kanuni'nin ‘büyük oğlu konusunda’ evhama kapılmasını sağlamaktan ibaretti
Hürrem'in rolü. İlk olarak büyük rakibi Mahidevran Hatun'dan kurtuldu.
Hürrem'in şehzade hakkında dedikodu yaydığını işiten ‘başhaseki’ öfkesinden
deliye döndüğü bir akşam Hürrem'e saldırıp onu haremin koridorlarında
sürüklemek gafletinde bulundu."



            Durumu öğrenen Kanuni gönlünü almak için Hürrem'i
çağırdığında onun "Bende bakılacak yüz kalmadı." demesi yetti...



            Mahidevran o gece Topkapı'dan, şehzade Mustafa'nın yanına
sürülür.



            *



            “Kanuni’nin
8 oğlu vardı ve bunlardan dördü ecelleriyle vefat etmiştir. Diğer oğullarının
adları Mustafa, Selim, Bayezid ve Cihangir’dir.



            *



            "Osmanlı
ordusunda ve tebaasında çok sevilen ve güçlü komutanlık yetenekleri sayesinde
padişahlığın adayı olarak görülen Şehzade Mustafa, zamanın büyükleri tarafından
dedesi Yavuz Sultan Selim’e benzetilmektedir."



            Padişahlık
için güçlü adaylar kendi çocuklarının padişah olmasını isteyen Hürrem Sultan’ı
rahatsız eder ve devrin sadrazamı Rüstem Paşa ile ortaklaşa entrikalar
çevirmeye başlarlar.



Hürrem Sultan ve Rüstem Paşa’nın
komploları ile 'babasının tahtında gözü olan biri' durumuna düşürülen Şehzade
Mustafa’yı Kanuni, 1553 İran seferi esnasında öldürtür.



Kanuni başlarda "oğlum
babasına bağlıdır" diye oğlunu savunmuşsa da Hürrem’le Rüstem Şehzade
Mustafa'nın mührünü çalar ve el yazısını taklit ederek İran Şahı'na sahte bir
mektup yazarlar. Bu mektubu gören Kanuni, oğlunu daha fazla savunmaz ve yok
etmeye karar verir.



Bu olay ülke genelinde hoş
karşılanmaz ve askerin tepkisiyle Rüstem Paşa görevden alınır.”



*



            "Şehzade
Mustafa'nın yedi yaşındaki oğlu da öldürülür. İşin trajik yönlerinden biri de
Hürrem’in en küçük oğlu Cihangir’in, ağabeyinin ölümüne dayanamayıp üzüntüden
ölmesidir..."



            *

          Tarih böyle diyor.



            Yok etme sanatının ustaları acaba
oralarda rahat olabileceklerini sanıyorlar mı?



          *



Soruyor düşünür:



            “Belki de bizde dedikodu, iftira ve
çürütmenin bu kadar yaygın olmasında, yüzyıllardır içimize işlemiş olan
‘iftirayla yok etme’ yönteminin etkisi vardır. Belki de bilinçaltımıza
yerleşmiş bir gelenektir bu. Dedikoduyla adam yeme sanatının ustaları olup
çıkmışız. Bu yüzden düzgün kişilerin hepsi ‘çamura bulaşmamak’ için bir köşeye
çekiliyor ve ortalık boş tenekelere kalıyor.



            “Bir
zamanlar ülkeyle, toplumla ilgili heyecanlar duyarak yola çıkanların içine
yerleşen ‘Ne haliniz varsa görün!’ duygusu biraz da bu ortamdan kaynaklanmıyor
mu?” dersiniz.



 



            Hayır, düzgün insanlar köşelerine
çekilmemeli! 



 



            Art niyetli
bazı kişilerin yarattığı ve körüklediği bu ortamda ortalık boş mu kalacak?



           
*



Sizin de başınıza gelebilir;



Haklıyız ancak haklı olmak
yetiyor mu? :



Haklı kalmak da gerekiyor.



Ama biliyorum iş yalnızca
sevmekten vazgeçmemekle, iyilikten vazgeçmemekle de bitmiyor.



Herkes o ünlü “inekler” fıkrasını
bilecek değil ya! ...



*



Son söz; Osmanlı’nın manevi
mimarı Şeyh Edebali’nin, damadı Osman Gazi’ye öğüdünde “muhteşem” bir ifadesi
vardır, bilirsiniz :

            “EY
OĞUL, ŞUNU DA UNUTMA, İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN!”



BÜTÜN YAZILARI

1
Tüm Manşetler


ANKET
Referandumda oyunuz ne olacak?
Evet
Hayır
Kullanmayacağım
Kararsız
Anket Sonuçları

DÖVİZ KURLARI
Alış Satış
USD 1.5033 1.5106
EUR 1.9179 1.9272
GBP 2.3080 2.3201

HAVA DURUMU
İstanbul Ankara İzmir
Istanbul Ankara İzmir

Şehri İstanbul
Copyright © 2007 - 2010 Şişli Gazetesi
Tüm hakları saklıdır, izinsiz kullanılamaz.
Gupse İnternet Teknolojileri