• BIST 108.489
  • Altın 151,185
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 1 °C

Yayın kestiren muhtıra tartışması

Yayın kestiren muhtıra tartışması
Seçimlerin halkın orduya bir muhtırası olarak gören Hasan Cemal kendi gazetesinin Genel Yayın yönetmeni Sedat Ergin'le canlı yayına çıkınca, tartışma sertleşti. Yayın kesildi.

Milliyet yazarı Hasan Cemal ile Milliyet Genel Yayın yönetmeni Sedat Ergin seçim sonuçlarının değerlendirildiği Işın Gürel'in Seçim 2007 programında tartıştılar.

"27 Nisan muhtıraysa bu da halkın muhturasadır" diyen Hasan Cemal'e Sedat Ergin karşı çıktı. Hasan Cemal ise bu durumun çok açık olduğunu dünya basınının da aynı yorumları yaptığını ifade etti.

The Guardian'ın "Halk endişeleri reddetti" ve Financial Times'ın "Olabilicek en iyi sonuç" yorumlarını hatırlatan Cemal, New York Times gibi gazetelerin de sonuçları benzer şekilde değerlendirdiğini savundu.
Ergin ise dış basınının üslubunu beğenmediğini sonuçlarla TSK bildirisi arasında bağ kurulmamasını istedi. Sertleşen tartışma üzerine yayına reklamla son verildi.

Hasan Cemal bugünkü yazısında da Halkın Muhtırası başlığını kullandı. İşte Cemal'in Milliyet gazetesinde yayımlanan köşe yazısının tamamı.....

Evet öyle, bu da milletin muhtırası diyerek başlıyorum yazıma. Ve içimden yaşasın demokrasi demek geçiyor.
Evet öyle.
Demokrasilerde siyaseti normal rayında bırakmaktır doğru olan. Seçim sandığından korkmamaktır, halkın sağduyusuna inanmaktır.
Belki bir başka deyişle:
Türkiye'de demokrasi korkusundan sıyrılmaktır doğru olan...
Bir kez daha görüldü:
Siyasete demokrasi dışı müdahaleler, askerin gece yarısı muhtıraları, hukuku siyasete alet etme çabaları seçim sandığında yine geri tepti.
AKP'nin oylarını 13-14 puan birden artırmış olmasını başka türlü yorumlamak mümkün mü?.. Cumhurbaşkanı seçimiyle 27 Nisan Muhtırası öncesinde yapılan araştırmalarda AKP ancak yüzde 33-34 çıkıyordu. 27 Nisan'dan sonraki araştırmalarda AKP oyları ilginç bir tırmanış sürecine girdi.
Nabız yoklamak için gittiğim bütün yerlerde muhtıraya, Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararına ve cumhurbaşkanı seçimi için Meclis'e girmeyen partilere büyük bir tepki dikkatimi çekmişti.
AKP oylarındaki bu artış süreci ciddi seçim araştırmalarına da yansımaya başlamış ve Tarhan Erdem'in KONDA'sı yüzde 47.9 ile (eksi-artı yüzde 1.5'lik hata payıyla) hedefi vurmuştu.
(Sevgili Tarhan Erdem'i kutluyorum. Son günlerde kendisine eleştiri ve suçlamalarıyla büyük haksızlık edenlere de, Tarhan Erdem'e olan özür borçlarını hatırlatıyorum.)
Ve aklıma takılıyor:
Şimdi sandıktan ne çıktı?
Sandıktan irtica mı çıktı?
Geçelim.
Millet, seçim sandığında verdiği muhtırayla herkesi demokrasi dışı yollardan vazgeçmeye çağırmış durumda.
Doğru yol da budur.
2002 seçimlerinde seçmenin yüzde 45'i Meclis dışında kalmıştı. Şimdi bu oran yüzde 15 civarında. Parlamentonun temsil yelpazesi son derece genişledi. Yani Meclis'in meşruiyet tabanı büyüdü.
Türkiye'yi şimdi çok rahat bir çoğunluğa dayanan, güçlü bir tek parti hükümeti bekliyor. Yine beklenen ve doğru olan, Tayyip Erdoğan'ın bütün Türkiye'yi kucaklayan bir başbakan olarak sahneye çıkmasıdır. AKP'ye yönelik bazı kuşkuları, tedirginlikleri silmeye yönelmesidir.
Bu nokta önemli.
Çünkü partisi, DP'nin 1954 seçimlerindeki başarısından sonra, iktidardayken ikinci dönemde ilk kez oylarını böylesine yükselten bir parti oldu. Bu başarıya erişen AKP'nin herhalde 'iktidar şımarıklığı'ndan uzak durması ve Türkiye'yi daha fazla kutuplaşmaktan kurtarması gerekir.
Türkiye yeterince gerildi.
Artık bu tansiyonu düşürmenin sorumluluğu en başta AKP liderine, böylesine büyük bir seçim başarısının altına imza atmış olan Tayyip Erdoğan'a düşüyor.
Bu açıdan, kapıda bekleyen cumhurbaşkanı seçiminin de krizsiz, Türkiye'yi daha fazla germeden çözülmesi de lazım. Bu konuda da Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül ikilisinin sorumluluğu elbette büyük olacak.
Bir başka nokta:
Türkiye'nin muhalefet sorunu!
Bu konu, 22 Temmuz seçimlerinde CHP'nin almış olduğu oy oranıyla bir kez daha olanca çıplaklığıyla gözler önüne serildi.
Baykal ne yapacak?
1995, 1999 ve 2002 genel seçimlerini kaybetmişti. Hatta 1999'da yüzde 10 barajına takılmıştı. Şimdi de, 22 Temmuz öncesinin bunca tantanasına rağmen bir kez daha yenildi.
Ne yapacak şimdi?
Baraja takılan DP'nin Genel Başkanı Mehmet Ağar'ın istifası Baykal'a örnek oluşturacak mı acaba?..
Geçelim.
Yine belirtmekte yarar var:
Türkiye'de rejimin daha istikrarlı bir raya oturabilmesi için AKP'ye inandırıcı bir alternatifin bir an önce oluşturulması, Türk siyasal hayatını bekleyen öncelikli görevlerden biridir.
Öte yandan MHP'nin, bağımsız Kürt milletvekilleriyle DTP'nin, bir Ufuk Uras'ın bağımsız milletvekilleri olarak parlamentoya girmeleri, demokrasi açısından olumlu gelişmelerdir.
Dileriz, bu gelişmeler Türkiye'nin kutuplaşmasına ve cepheleşmesine bir yerde set çeker. Türkiye'nin yumuşamaya, uzlaşmalara ihtiyacı var çünkü...
'Milletin muhtırası'nı bir kez daha selamlıyorum.




  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 1998 Şişli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 213 32 05 | Haber Scripti: CM Bilişim