• BIST 106.991
  • Altın 151,930
  • Dolar 3,6762
  • Euro 4,3196
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 11 °C

Sıkı solcuydu 'limanların ağası' oldu

Sıkı solcuydu 'limanların ağası' oldu
Gençliğinde sıkı solculuğuyla tanınan İbrahim Çeçen nasıl 'Limanların Ağa'sı oldu? Çeçen hayatıyla ilgili bilinmeyenleri Forbes'a anlattı.....

Ferdide Cem'in Forbes Dergisi'nin Temmuz sayısındaki röportajı

İbrahim Çeçen, Antalya Havaliman› ihalesinde 3.2 milyar dolar vererek tüm dikkatleri üzerine çekti. Görünen o ki Çeçen limanlar konusunda bölgesel güç olmaya niyetli. İlk etapta Sabiha Gökçen'le 'liman ağalığı'na terfi etmeye hazırlanıyor. Aksini düflünmek bile istemiyor: “Sabiha Gökçen'i ya TAV alacak inekleri otlatacak ya da biz alıp karlı işlleteceğiz!”

İdeolejik olarak ters düştüğü Milli Eğitim müdürünü görevden almak için kendisini 'ispiyonculuk' yapmaya zorlayan Bitlis Valisi'ne, “Sayın Vali'm madem öyle, mülkiye müfettişlerini çağırın da bu konuyu araştırsınlar” diyerek akıl vermeye kalkışınca memuriyet hayatını sonlanacağını hiç düşünmemişti. Akla hiç ihtiyacı olmadığını düşünen Vali'nin bu heyecanlı çıkış karşısındaki tavrı, 26 yaşındaki idealist mühendisini anında açığa almak olmuştu.

İşini çok seven İbrahim Çeçen için bu adeta bir yıkımdı. Kamuyla iki yıllık birlikteliğine son verilirken nerede hata yaptığını anlayamamıştı bile: “Çok üzüldüm, ümitlerim kırıldı çünkü ben devlete gerçekten sadakatle hizmet ediyordum. Gelecekteki kariyerimi devlete hizmet ve politika üzerine kurmuştum. İşimi de çok iyi yapıyordum ama memuriyet hayatım kısa sürdü.”

Valinin hiç beklemediği tepkisiyle 'devlete küsen' Çeçen'in bu durumu uzun sürmedi. Zira Çeçen için devletle başka türlü bir ilişki başlamıştı ve bu ilişki hiç

bitmeyecek, 40 yıl boyunca da artarak devam edecekti. Devlet artık Çeçen'in patronu değil, velinimeti olmuştu. Hatta gün gelecek “Müşteri velinimetse
devlet de benim müşterim” diyecekti.

Zaman içinde işleri o kadar iyi gitti ki Çeçen, milyarlarca dolarlık kamu ihalelerinin aranılan ismi haline geldi. Devletin açtığı bine yakın ihaleye katıldı, toplam bedeli milyarlarca doları bulan taahhütleri ardı ardına aldı. Bugün ise bünyesinde 19 şirket ve beş bin çalışanın bulunduğu, yıllık cirosu 470 milyon YTL olan IC Yatırım Holding'in (IC, İbrahim Çeçen'in isim ve soyadının baş harflerinin İngilizce alfabeyle yazılmış hali) sahibi. Turizm, inşaat, enerji, hava ve liman işletmeleri ile sanayi alanlarında faaliyet gösteren IC Yatırım Holding'in amiral gemisi ise doğal olarak inşaat sektörü. Grubun şu anda inşaatta elinde bulunan ve kontrata bağlanmış taahhüt miktarı 1 milyar doların üzerinde.

Buna karşın İbrahim Çeçen adını son yıllarda girdiği araç muayene istasyonları, Hilton Oteli, Ankara Oteli, Galataport ve Bomonti Bira Fabrikası ihaleleriyle duyurdu. Bugün gelinen noktada Türkiye'nin en büyük müteahhitlerinden biri olan Çeçen özellikle de Antalya Havalimanı'nın işletim ihalesi için verdiği
3.2 milyar dolarla kamuoyunun gündemine oturdu.

Bu ihalede kazandığı başarı, yıllarca Türk kamu ihalelerinin 'gizli zengini' olarak bilinen İbrahim Çeçen'in zenginliğini de gün yüzüne çıkardı. Sahibi olduğu IC İçtaş İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş-Fraport AG Frankfurt Airport Services Worldwide'ın ortaklığının kazandığı bu ihaleden sonra herkes birbirine “Kim
bu İbrahim Çeçen?” diye sormaya başladı.

Çeçen, “Bizi bilen biliyordu ama bazıları için yeni bir isim olduk” diye başlıyor kendisini anlatmaya: “1969 yılında kendi işimi kurdum. 38 yıldır Türkiye'nin her yerinde yollar, köprüler, havaalanları, limanlar, barajlar, hastaneler, adliye binaları, toplu konutlar yaptım. Kendimizi tanıtmak, ifade etmek, kendi reklamımızı yapmak konusunda ihtiyaç duymadık. Kısacası Türkiye'yi imar ve inşa edenlerden biriyim. Beni sektördekiler, bir de vergi daireleri tanıyordu. Ankara'da kişi ve şirket olarak vergi listelerinin hep ön sıralarında yer alıyorum. Yaşantımız yoğun olduğu için kamuoyunun gözü önünde bir yaşam sergilemedik.

SERMAYESİ 12 BİN LİRA

Ne zaman ki bu ihalelerde ismimiz gündeme geldi, kamuoyunun ilgisini çekmeye başladık.” Kısa süren memuriyet hayatının ardından kendi işini kuran
İbrahim Çeçen, şirketlerinin temelini Bitlis'te 'kardeş gibiydik' dediği arkadaşı Yasin Barut ile bir mühendislik ofisi açarak attı. Mütevazı şirketin sermayesi ise
Çeçen'in kısa memuriyet hayatında biriktirdiği 12 bin lira ve varlıklı arkadaşının kattığı bir miktar paraydı. Bitlis'te, tabelasında “İbrahim Çeçen” yazan iki
odalı bir ofis açtılar. Önce ufak tefek işlerin mühendisliğini yaptılar ama gözleri kamu ihalelerindeydi. Kamuyla ilk işleri Adilcevaz  Hükümet Konağı inşaatı oldu.

Sonrası ise çorap söküğü gibi geldi. Çeçen, işlerinin bu kadar iyi gitmesini o dönemde rekabetin çok az olmasına bağlıyor. Bitlis ve çevre illerde aldığı ihalelerle ciddi bir büyüklüğe ulaştı. Artık daha büyük bir arenaya çıkma kararı almıştı. Devlet ihalelerinin kalbinin attığı Ankara'ya taşındı. Ankara'da halen Maliye Bakanlığı'nın hizmet verdiği binanın ihalesini kazanması, onun için büyük şehirde de başarılı olacağı anlamına geliyordu. 1978'de arkadaşı Yasin Barut'tla ortaklığını sona erdirerek İçtaş'ı kurması İbrahim Çeçen'in hayatında, onu özellikle '80'li yıllarda Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nın en büyük müteahhitleri arasına sokan yeni bir dönemin başlangıcıydı. Alman ortağıyla birlikte Antalya Havalimanı 1. ve 2. Etap Dış Hat Terminalleri, CIP, İç Hatlar Terminali ile mütemmimlerinin 17 yıl 3 ay 17 gün süreyle kiralanmasına yönelik ihaleyi kazanması ise kamu ihaleleriyle onyıllardır sürdürdüğü iç içeliğinin zirvesi oldu.

ANTALYA'DA REKOR KIRDI

Antalya Havalimanı ihalesi için ödenecek 3 milyar 197 milyon dolarlık rakam, bugüne kadar gerçekleştirilen havalimanı işletim ihalelerindeki en büyük bedel. Çeçen, bu rakamla TAV'ın iki yıl önce Atatürk Havalimanı için 15 yıllık kira bedeli karşılığı verdiği 2 milyar 950 milyon doların üzerine çıktı. Antalya Havalimanı ihalesinde, liman işletmeciliğinde bölgesel güç olma yönünde önemli adımlar atan, TAV gibi bir rakibi vardı Çeçen'in. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'dan “Lord of the Port” (Limanların Efendisi) 'payesini' almış Hamdi Akın, TAV Genel Müdürü ve sektörün duayenlerinden Sani Şener ve Tepe Grubu'ndan Ali Kurtsan'a havlu attırmak kolay olmamıştı kuşkusuz.

Üzerinden iki ay gibi bir zaman geçmiş olmasına rağmen ihalede yaşanan sıkı rekabetin heyecanını üzerinden hala atamamış görünmesinin nedeni de buydu belki: “Finale biz ve TAV kalmıştık. İhalede heyecanlı altı tur yaşadık. İlk turda Almanlarla bizim çocuklar (dört oğlu var) girdi. Sonra ben girmek istedim
çünkü onlar da, komisyon üyeleri de çok heyecanlıydılar. Tecrübemle heyecanı yatıştırmaya ve mantıksal düşünmeye çalıştım. Karşı taraftan Hamdi Akın, Sani
Şener ve Ali Kurtsan dönüşümlü olarak giriyordu. Altıncı turdan sonra karşı tarafın pes ettiğini anladım. Ama kimseye söylemedim. Sonuç açıklanırken insanların emeği karşılığında başarıya ulaştıklarında duydukları hazzın ne derece yüksek olduğunu gördüm. Bu ekip günlerce uykusuz kalarak çalıştı. Sonuçta sektörde
ikinci yerli firma olduk.”

İhalede belirledikleri rakamın çok çok üstüne çıktıklarını söyleyen İbrahim Çeçen, bir yandan ipi göğüslemenin mutluluğunu yaşarken bir yandan da bu bedeli ödeyebilmenin hesaplarını yapıyor; son yılların moda deyimiyle “mor ineği” bulmaya çalışıyor:

“Bu fiyatın çok yüksek olduğunu biliyoruz ve altından nasıl kalkacağımızın hesaplarını yapıyoruz. Ticarette alternatifler üretmek zorundasınız. Yani mor ineği bulmalısınız. Başkalarından bir farkınız olmalı. Biz de burada uğraşacağız ve hayırlısıyla mor ineği bulacağız. Maliyetleri düşürüp gelirleri artırmanın
çaresine bakacağız. Sonuçta bu sektörde iddiamızı ortaya koyduk. Boş çalışmadık, onun için rakiplerimiz bizimle baş edemediler.”

ANKARA-İSTANBUL ARASINDA MEKİK DOKUYOR

Çeçen şu sıralar Antalya, İstanbul ve şirket merkezinin bulunduğu Ankara arasında mekik dokuyor. Amaç ihalede elde edilen başarıyı daim kılmak. Ağzından gayri ihtiyari dökülen “Asıl bundan sonrası önemli” cümlesi kafasının verimliliği artırma hesaplarıyla meşgul olduğunun göstergesi. Çünkü şirketin aldığı Antalya Havalimanı, turizm gibi son birkaç yıldır kan kaybeden kırılgan bir sektöre hitap ediyor. Bu kırılganlığın havalimanına nasıl yansıdığını rakamlara bakarak da görmek mümkün. 2005 yılında 7 milyon 304 bin yolcunun indiği Antalya Havalimanı'nda bu rakam geçen yıl yüzde 12'lik bir düşüşle 6 milyon 900 bin olarak gerçekleşmiş. Bu yıl ise 2005 yılı rakamlarının yakalanması hedefleniyor.

Çeçen, “mor ineği” yolcu sayısının artırılmasında aramanın yeterli olmayacağının farkında. Sık sık “Gelirleri artırmak, buna karşılık da giderleri minimize etmek
önemli” diyor. Haksız da sayılmaz…

Gelir-gider dengesinin oturtulmasında iç hatlar terminalinin büyük önemi var kuşkusuz. Antalya Havalimanı'nın yumuşak karnı konumunda olan terminalin güçlendirilmesi ve işlerlik kazandırılması Çeçen'in en önemli gündem maddesi olarak görünüyor. İlk etapta terminalin 40 milyon dolarlık bir yatırımla tamamen yenilenmesi planlanıyor. CIP, VIP salonlarıyla yolcuların ekstra ücretler ödeyeceği farklı alanlar yaratılması planlanıyor.

Buna karşılık dış hatlara yapılan yatırımlar daha küçük boyutta olacak. İleri tarihlerde yolcu kapasitesinin beklenenin üzerine çıkması durumunda üçüncü bir terminal yapılması da gündemde. “Burada biraz cesur davrandık, riskleri gerçekten çok fazla. Bu işe kötü senaryoları da dikkate alarak girdik” diyen Çeçen, bir yandan da gönlünü ferah tutmayı ihmal etmiyor:

“Dünyada turizm sektörünün gelişmesini dikkate aldığımızda yeşeren bir trend var. Danışman firmalara rapor hazırlattık. Sonuç itibariyle ticarette risk vardır. Böyle giderse paçayı kurtarırız ama gitmeyebilir de… Öyle gitmezse paçayı kurtarmanın yollarına bakacağız.” Şüphesiz bu noktada en önemli konu finansman. Bu parayı bankalardan alacakları proje finansmanıyla temin edeceklerini söyleyen Çeçen'in bu konudaki en büyük dayanak noktası ise ekonomideki pozitif gelişmeler: “Bugün dünyada yatırım için adres arayan çok büyük bir likidite var. Bu para güvenli ülkelerdeki verimli projelere gidiyor. Eğer projeleriniz rantablsa para bulmakta zorluk çekmiyorsunuz. Bizim de amacımız verimli projeler üretmek ve finansmanını temin etmek. Yatırımlarımızdaki özsermaye-kredi oranını projenin verimliliği belirliyor. Verimli projelerde doğal olarak kredi oranı artsa da projelerimizde özsermaye oranı yüzde 20 civarında.”

Şu sıralar kırılgan bir sektöre yatırım yapmanın heyecan ve tedirginliğini aynı anda yaşayan Çeçen'i tedirgin eden tek konu “paçayı kurtarıp kurtaramama”  meselesi değil. Bir kulağı da mahkemeden gelecek haberde. Çünkü Antalya Havalimanı ihalesinde, dış zarf belgelerinden “geçici teminat mektubu, vergi beyanı ve Sosyal Güvenlik prim borcu olmadığına ilişkin belgelerin, ihale şartnamesinin kimi maddelerine aykırılık oluşturduğu” iddia edilerek ihale dışı bırakılan Çelebi Holding, ihalenin iptali istemiyle 26 Nisan'da Ankara İdare Mahkemesi'ne dava açtı. Ardından da “İhaleye fesat karıştırıldığı” gerekçesiyle
savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Çeçen, bu durumun kendisini tedirgin edip etmediği yönündeki sorumuzu, “Gayet tabii sonuçta oraya para yatırıyoruz. Ama bu konunun muhatabı ben değil, Devlet Hava Meydanları İşletmesi'dir (DHMİ). Rapiklerimiz ihaleyi bozma konusundaki sarf ettikleri eforu almak için gösterselerdi daha iyi olurdu. 'Biz dört milyar dolar verirdik' diyorlar. Oysa Viyanalı ortakları bunu doğrulamıyor” diyerek yanıtlıyor. DHMİ'nin bu davranışla kurumsal itibarlarını zedelediğini söyleyen Çelebi Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Canan Çelebioğlu Tokgöz de mahkeme sonuçlanıncaya kadar bu konuda sessiz kalacağını belirtiyor. Bilindiği gibi Çelebi Holding'le IC İçtaş aynı zamanda iş ortağı. Çünkü halen birlikte Antalya Havalimanı 2. Dış Hatlar Terminali'ni işletiyorlar. Ancak nedense Çelebi ile İçtaş'ın ortaklığı bir projeyle sınırlı kaldı. Çeçen, ortaklıklarının tek işle sınırlı kalması ve rakip konuma geçmelerini 'kimya uyuşmazlığına' bağlıyor:

ÇELEBİY'LE KİMYAM UYUŞMADI

“Çelebi'yle bozuşmamız olmadı ama kimyalarımız uyuşmadı. Benden ziyade çocuklarımla onların (Can ve Canan Çelebioğlu'nu kastediyor) kimyaları uyuşmadı. Oysa benim çok sevdiğim insanlardır. İşbirliğimizin devamlı olmasını isterdim. Baktık ki olmuyor yola ayrı devam etme kararı aldık.”

YA TAV İNEKLERİ OTLATACAK YA BİZ

Çeçen ve ekibi, şu sıralar yeni bir ihale için uykusuz günler geçiriyor. 2 Temmuz'da Sabiha Gökçen Havaalanı Yeni Dış Hatlar Terminal Binası ve ütemmimlerinin yap-işlet-devret modeliyle yapılacak ihalesi için de bir hayli iddialı görünüyor. Burada da Alman Fraport'la ortak hareket edeceklerini söyleyen Çeçen, Sabiha Gökçen'de de TAV'la sıkı bir rekabete girişeceklerinin ipuçlarını veriyor: “Biliyorsunuz orada daha evvel inekler otluyordu. Ya TAV alacak yine inekleri otlatacak ya da biz alacağız ve ciddi bir havalimanı haline gelecek. Atatürk Havalimanı'nı zaten onlar işletiyor. Sizin bir yerde bir ticarethaneniz varsa ve bütün müşterileriniz oraya alışmışsa başka bir yerde açmanın ne anlamı olabilir? Kendi işinizi ikiye bölmüş olacaksınız. Ama yine TAV çok hırslı olacak çünkü Sabiha Gökçen'i biz alırsak onların pastasına ortak olacağız.”

İstanbul'un ikinci büyük uluslararası havalimanı olan Sabiha Gökçen, yolcu azlığı nedeniyle sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Ancak Çeçen bu ihaleyi kendilerinin alması durumunda limanı cazip hale getirecekleri iddiasında. Çeçen, metroyu Sabiha Gökçen'in gelişiminde en önemli unsur olarak görüyor. İnsanların alışkanlıklarını değiştirecek cazip alternatifler sunma konusunda da bir hayli iddialı: “Farklı ulaşım yolları şart, örneğin helikopter sistemi. Yeni bir ticari alan yaratmalıyız.”

LİMAN İŞİNE YABANCI DEĞİL

IC İçtaş İnşaat, aslında liman yatırımcılığına ve işletmeciğine yabancı değil. Şirket bu sektöre 1990'lı yılların sonunda Antalya ikinci pist yapım ihalesine katıldığı konsorsiyumla adım attı. 200 milyon dolarlık ihalenin yatırımını IC İçtaş İnşaat üstlenmişti. Şirket ayrıca Karasu Limanı inşaatıyla da sektördeki tecrübesini  artırdı. 2002 yılında ise Antalya Havalimanı İkinci Dış Hatlar Terminali'nin işletimi ihalesini şimdilerde rakip oldukları Çelebi Holding'le ortak katılarak kazandılar.

Bu da şirketin yatırımcı kimliğinin üzerine işletmecilik kimliği kazanmasını sağladı. Bir buçuk yılda tamamladıkları bu yatırımla çok büyük bir başarı elde ettiklerini iddia eden Çeçen, “Sonuç itibariyle biz yapımcıyız, şimdi işletici de olduk. Hedefimiz fırsat ve imkan bulursak ileride dışarıya açılmak. Dünyada da bu alan gelişiyor ve biz bundan faydalanmak istiyoruz”  diyor.

Liman işletmeciliği konusunda dünyaya açılmaya niyetli olan IC Yatırım Holding'in en büyük özelliği, büyümesinin  tamamına yakınını yurtiçinde gerçekleştirmiş olması. Çünkü Çeçen yurtdışı deneyimlerinde umduğunu bulamamış bir müteahhit. Grubun yurtdışındaki ilk deneyimi Libya'da bir üniversite inşaatı olmuş ama Amerika'nın Libya'yı bombalaması üzerine bütün yatırımlar durunca İçtaş'ın da bu yatırımı sonuçsuz kalmış. Suudi Arabistan'da tarım ve inşaat konusunda yerel bir ortakla yapılan iş yürümemiş. İçtaş yurtdışında en önemli referansını ise mayın temizleme ihalesi aldığı Kuveyt'le kazanmış.

MAYIN TEMİZLEMEDE UZMAN

Çeçen'in mayın temizleme işine girmesinin ilginç bir hikayesi var: “Kuveyt hükümetinin bir bölgenin mayın temizleme işini Türklere ihale edeceği duyumunu aldım. Türkiye'de bu işe bir konsorsiyum hazırlandı. Ben tek başımaydım. Önce bu işi Türk ordusuyla yapıp yapamayacağımı düşündüm. Fakat gördüm ki Türk askerinin bu konuda pratiği yok. Sonra araştırmaya başladım ve Amerikalı bir grubun Vietnam'da mayın topladığını ve bu işi iyi yaptığını öğrendim. Hemen temasa geçip onları taşeron olarak tuttum. Buradan da Türk subay ve mühendislerini götürdüm. Çok güzel bir proje yönetimi oluşturdum. Bütün ülkeler zayiat verdi, bizde kimsenin parmağı bile kanamadı. Üstelik 50 milyon dolarlık işi 14 ayda bitirdik.”

Söz mayından açılmışken Çeçen'e Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı alanın temizlenmesine talip oldukları yönündeki duyumumuzu soruyoruz. Çeçen, Türkiye'nin bu konuda bir türlü karar veremediğini hatırlatarak bir ara Milli Savunma Bakanlığı'nın kendilerinden bilgi talep ettiğini ancak daha sonra bu yönde bir gelişme olmadığını söylemekle yetiniyor.

Çeçen, birçok Türk inşaat firması Ortadoğu ve Rusya'da ciddi başarılara imza atarken İçtaş'ın bu konuda yol alamaması konusunda özeleştiri yaparken topu risk faktörüne atıyor. Özellikle Ortadoğu'daki taahhüt işlerini çok riskli bulan Çeçen, orada birçok Türk firmasının battığına dikkat çekiyor: “Yurtdışı işlerinde başarılı olmak için çok ciddi bir organizasyon şart. İyi organize olma konusunda zaman bulamadım. Açıkçası benim hayalimde de yurtdışında büyük işler yapmak var. Ama çocuklarımın yetişmesini bekledim, onlar yetişti şimdi yavaş yavaş yurtdışına açılıyoruz.”

RUSYA'DADA BAŞARILI

Rusya da şirketin yurtdışındaki başarısızlık hanesine yazılmış bir ülke. Bu ülkede birçok ihaleye girmelerine karşın tutunamadıklarını belirten Çeçen, şu sıralar Azerbaycan'a konsantre olmuş durumda. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in yazlık sarayının inşaatı üstlenmek “Bu ülkede ciddi işler yapacağız” diyen Çeçen'i bir hayli umutlandırmışa benziyor. Bu yıl ocak ayında başlanan 100 milyon dolarlık yatırımın önümüzdeki birkaç ay içinde bitirilmesi planlanıyor. İhale yoluyla alınan projeyi “önemli bir adım” olarak nitelendiren Çeçen'in amacı, bu ülkede ciddi referans sağlamak. “Azerbaycan'da üstün bir gayret gösterdik, eminim ki oradan çıkmak istesek de bizi bırakmayacaklar” diyerek yüksek beklentisini ortaya koyuyor. Anlaşılan  İçtaş, yurtdışı girişimlerindeki makus talihini Azerbaycan'da yenecek. İbrahim Çeçen, şu sıralar birçok Türk şirketinin gözde faaliyet bölgesi olan Kuzey Irak'a ise hiç itibar etmiyor: “Otorite yok, hukuk yok, böyle bir yerde iş yapmanın zorluklarını düşününce asla gündemime almıyorum. Gelen teklifleri geri çeviriyorum. Dış taahhüt işinde belirlediğimiz bölgeler arasında Kuzey Irak yok. Daha doğrusu Ortadoğu'yla ilgilenmiyoruz.”

Kuzey Irak'ta Erbil Tıbbi Laboratuar ve Sağlık Merkezi'ni hayata geçirdiklerini hatırlattığımızda ise oraya müteahhit olarak gitmediklerini, havalimanları  yatırımlarında ortakları olan İngiliz firmanın işlerini yaptıklarının altını çiziyor. İçtaş, yedi milyon dolarlık bu işi iki yıl önce bitirmişti. İnşaat şirketlerini büyütmek için yoğun bir çaba içinde alan IC Yatırım Holding, yakın zamanda enerji sektörüyle ilgili dev bir adım atarak dikkatleri üzerine çekti.

Holding, bünyesindeki şirketlerden IC İçtaş Enerji hisselerinin yüzde 51'ini ABD'li enerji devi AES Corporation'a sattı. Hisselerini sattıkları bedel konusunda
açıklama yapmak istemeyen Çeçen, stratejik olarak çok iyi bir iş yaptıklarına inanıyor ve “AES ile İçtaş'ı artık küçük düşünmek mümkün değil” diyor.

ENERJİDE ETKİLİ

10 yıldır bu sektörde hidroelektrik santralleri ile faaliyet gösteren IC İçtaş Enerji'nin Erzincan'ın Girlevik ve Mercan bölgelerinde üç santrali var. Halen IC İçtaş Enerji'nin elinde bulunan 18 santral lisansının kapasitesi 1.7 milyar kilovatsaat. Bu lisansların yatırımını 2011 yılına kadar yapmayı planlayan şirket, sektördeki rolünün ne olacağı konusuna karar verme sürecinde yabancı ortaklığı gündemine almış. Sahip olduğu lisanslar için gerekli olan 600 milyon dolarlık yatırımı tek başına yapabilecek güçte olduklarının altını çizen Çeçen, görünen o ki yine geleceğe yatırım yapmış. Şu anda gaz, rüzgar ve termik santrallerine
konsantre olan şirketin gündeminde nükleer santral yatırımı bulunmuyor.

İbrahim Çeçen, her ne kadar taahhüt sektöründeki faaliyetleriyle ön plana çıksa da aynı zamanda 30 yıllık bir sanayicilik geçmişine sahip. 1977 yılında Ankara'nın Kazan ilçesinde frigorifik treyler yapmak için sekiz ortağıyla bir fabrika kuran Çeçen, fabrika üretime geçemeyince tesisi olduğu gibi devralmış ve prefabrik çelik yapı üretimine başlamış. Bugün gelinen noktada Treysan, üretiminin yüzde 75'ini 26 ülkeye ihraç eden ve 500 çalışanı olan bir tesis. Yılda 50 milyon dolara yakın cirosu olan şirket kendi sektöründe lider konumda. İbrahim Çeçen, geçen yıl İsraillilerle birlikte Antalya'da bir nar işleme tesisi kurarak sanayi yatırımlarına farklı bir boyut kazandırdı. Ortaklarıyla daha önce Şanlıurfa'da 150 milyon dolara mal olan 22 bin hektarlık sulama inşaatı yaptıklarını hatırlatan Çeçen, konuşmaları sırasında böyle bir yatırım fikrinin doğduğunu ve bu ürünün çok büyük bir pazarı olduğuna kanaat getirdiklerini söylüyor.

AVRUPA'NIN NAR KRALI OLACAK

Antalya Belek'e bağlı Abdurrahmanlar Köyü'nde IC Nar adıyla kurulan tesis için yapılan yatırım tutarı ise Çeçen için çok küçük bir rakam: 1 milyon dolar. İbrahim Çeçen bunun gerekçesini “İsrailliler küçükten başlarlar” sözleriyle İsraillilerin tutumluluğuna gönderme yaparak açıklıyor. Ancak yıllık kapasitesi 500 ton olan tesisten Çeçen'in beklentisi yüksek: “Kanadalı dünya nar kralı var, yılda üç milyon ton nar pazarlıyor. Bakarsınız biz de Avrupa kıtasının nar kralı oluruz. Çünkü daha çok başlangıçtayız. Yıllık ciro beklentimiz 1.5 milyon dolar gibi düşük bir rakam. Sanayicilik fırsat odaklıdır, yeni alanlar çıkarsa farklı yatırımlar yaparız.”

30 yıllık sanayicilik geçmişi olan Çeçen için önemli yatırım alanlarından biri de turizm. 15 yıllık turizmci olan Çeçen'in üçü Antalya'da biri de Ankara'da olmak üzere toplam dört oteli var. Bu sektörde IC Antbel Turizm Yatırımları A.Ş. kanalıyla faaliyet gösteren Çeçen'in sahip olduğu otellerinin toplam yatak kapasitesi üç bin 300 adet. Bu da sektörde önemli bir büyüklük demek. Kuveyt'te mayın temizleme işinden elde ettiği sermaye birikimini gelecek gördüğü turizme yatırarak IC Antbel'in temellerini atan grup, geçen yıl turizmden 56 milyon 970 bin dolar gelir elde etti.

Turizmin önemli oyuncularından biri olan İbrahim Çeçen  için sektörde söylentiler de bitmek bilmiyor. Bir ara MNG'den Topkapı Palace ve Kremlin Palace'ı almak üzere Mehmet Nazif Günal'la görüştükleri iddiasını ise “Yok, yok hiç öyle bir şey olmadı. Görüşme değil, düşüncemiz bile olmadı” diye yanıtlıyor.

BOMONTİ'YE BÜYÜK YATIRIM

Turizm sektöründe tam büyümek istediklerini, özellikle de IC'yi marka yapmak istediklerini söylüyor. Ama şu sıralar turizmdeki en büyük odağı Bomonti Bira Fabrikası. Çünkü şirket burada turizm yatırımlarını şehir otelciliği konseptine taşıyacak.

Hatırlanacağı gibi Global Yatırım Holding'in 12 milyon 750 bin YTL ile kazandığı Bomonti Bira Fabrikası ihalesi daha sonra Turizm Bakanı Atilla Koç'un “içine sinmemesi” nedeniyle iptal edilmişti. İkinci ihaleyi ise 60 milyon 750 bin YTL'ye İbrahim Çeçen'e ait IC Antbel şirketi almıştı. Çeçen “Bomonti'de çok iddialı bir proje ortaya koymak arzusundayım” derken, İstanbul'un UNESCO tarafından dünya kültür başkenti ilan edileceği 2010 yılına yetiştirilmesi planlanan yatırım için proje çalışmalarına ve konsept belirleme hazırlıklarına başlandı. 30 bin metrekarelik alandaki eski yapılar korunacağı için kapsamlı bir çalışma yapılıyor. Bu nedenle şirket kendi kadrosunun yanı sıra
üniversitelerden ve piyasadan da destek alıyor.

2008 mart ayında inşaatına başlanması planlanan bin 200 yatak kapasiteli otel için ilk etapta belirlenen yatırım tutarı 170 milyon dolar olarak açıklanmıştı. Ancak Çeçen, “Galiba 200 milyon doları geçeceğiz” diyerek yatırıma verdikleri önemi bir kez daha yineliyor. Bugüne kadar turizm yatırımlarında yanına bir ortak almayan Çeçen, Bomonti'de uluslararası bir zincirle işbirliği düşünebileceklerini  söylerken gerçekçi: “Eksik kaldığımızı hissettiğimiz noktada yabancılarla işbirliği düşünebiliriz. Franchise ve yönetim desteği almamız doğal. O konuda koyu bir muhafazakarlık içinde değiliz.” Antalya Havalimanı'nı alırken Türk turizminin geleceğine yatırım yapan Çeçen, anlaşılan turizmdeki yatırımlarını artıracak. Bu yönde büyük tecrübe edindikleri için işletmeci arayışında olan otellerin işletmesini alabileceklerini “Gelin ata binmiş ya kısmet demiş” sözüyle özetliyor. Bu arada, turizmdeki kısmetini şu sıralar Kıbrıs'ta arayan Çeçen'in Magosa'da turizm yatırımı için tahsis müracaatının olumlu sonuçlanmasını beklediğini ekleyelim. Bitlis Valisi'ne 'akıl vererek' açığa alınan Çeçen'e “Bugün Türkiye'nin sayılı zenginlerindensiniz, eğer yaliye 'akıl vermeseydiniz' nerede olurdunuz?” diye sorduğumuzda şu yanıtı alıyoruz: “Mutlaka politikacı olurdum. Şimdi politikayı yakından takip ediyorum. Hiçbir partiyle organik bağım olmadı. Sadece bir vatandaş olarak İlgileniyorum.” (Çeçen, siyasete atılmamış olsa da milletvekili
listelerinin oluşumu aşamasında hatırı sayılı biri olduğu susmayan telefonlarından belli oluyor. Çünkü listelerdeki yerini beğenmeyen milletvekili adayları Çeçen'i röportaj boyunca defalarca aradı.) Antalya Kundu bölgesinde bulunan
IC Green Palace Oteli'nin yanında beş milyon dolara mal olan iki bin metrekarelik muhteşem konutunda, geçmiş günleri büyük bir keyifle anlatıyor Çeçen.

Burada Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'i de ağırlamış. “Zenginlik bizi değiştirmedi” diyor “özel hayatım çok mütevazıdır. İş yaşamımızdaki
rakamlar öyle olmasa da biz mütevazıyız. Çocuklarımızı magazin basınında göremezsiniz. Yaşantımız zengin değil. Bütün lüksümüz oturduğumuz evlerimiz, onun dışında yatlarımız, özel uçağımız yok. Tatillerimizi mütevazı yerlerde geçiririz. Aile bağlarımız çok güçlüdür. Köküne, kültürüne, örf ve adetlerine bağlı bir insanım.” İbrahim Çeçen iş yaşamında cesur olmanın insanı dev bir servetin sahibi yapabileceğinin bir kanıtı gibi. Ama bunun için şans unsurunun yanınızda 
olması lazım. Ben yine de bir velinimet bulmadan kimseye kafa tutmayın derim.

Galataport Defterini Kapattı
Ömrü ihalelerle geçen Çeçen'in bu konudaki en önemli deneyimlerinden biri kuşkusuz daha sonra iptal edilen Galataport ihalesi. Koç Topluluğu Onursal
Başkanı Rahmi Koç'un Galataport'un ödeme planına yönelik eleştirileri ihaleye ilişkin tartışmaları alevlendirmişti. Çeçen'in aradan geçen yaklaşık yıllık süre
zarfında bile bu ihalenin etkisinden kurtulamadığı görülüyor. İbrahim Çeçen'in o dönemde bir tesadüf sonucu dahil olduklarını söylediği konsorsiyumdaki
payı yüzde 20 idi. Ancak Çeçen o defteri kapatmış. “Maalesef sansasyonel bir projeydi. Dolayısıyla iptaline pek sevindiğim bir iş oldu. O tip projeleri almaya
alışık değilim, çünkü biz bir yatırım yapıyoruz, ortaya para koyacağız, emek koyacağız. Bu başka türlü algılanacaksa niye yapalım. İmajımız zedelenecekti. Tartışılan bir projenin içinde olmak istemem. İhaleyi tekrar gündemime almam, defteri kapattım.”

Başbakan'ı Ağırladı
İbrahim Çeçen, son dönemlerde girdikleri ihalelerden sonra isimlerinin hükümetle ilişkilendirilmesi konusuna tepkili: “Türkiye'de iktidarlar değişir, hükümetler değişir. Ben işlerimi hükümet işi olarak değil, devlet işi olarak gördüm. Türkiye'de 1960'tan sonra kimler başbakan, kimler hükümet olduysa hepsiyle çalıştım. Hepsine yakın oldum. Birine yakın olmak başka, onun adamı olmak başka. Kaldı ki başbakanlara yakın olmak benim için şereftir. Bu ihaleleri kamuoyunun gözü önünde aldık. Şunu açık ifade edeyim bu hükümetin ekonomik politikalarını çok beğeniyorum. Bu da bir vatandaş olarak benim özgürlüğümdür. Devlete hizmet ediyoruz, devletin başındaki hükümetin kim olduğu önemli değil. Sonuçta hükümetler de birilerine iş yaptıracak. Kime yaptıracaklar bu işi? En iyi yapana. Biz burada hep ön plana çıktık. Dolayısıyla bizim devletle kopmamız mümkün değil.”

Çeçen, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın otelinde kalmasına ise Çeçen, “Keşke bütün başbakanlar burada kalsa. Benim otelimde kalmayacak, ötekininkinde kalmayacak çadırda mı kalacak? Bütün oteller sonuçta şahısların” diyerek yanıt veriyor.

AĞRI'DA ÇİNCE VE RUSÇA EĞİTİM

Söz, 2004 yılında kurduğu İbrahim Çeçen Vakfı'na gelince yüzündeki ifade ve sesindeki tonlama yumuşuyor. 1984 yılından eğitim bursları, sağlık, spor ve sanat alanlarında yaptığı yılında kurduğu vakıf altında toplayarak kurumsal bir platforma benim beşinci çocuğum” diyecek kadar önemsiyor bu girişimini.
eğitim bursu müracaatı alan vakıf, 550 öğrenciye burs veriyor. ve başarılı öğrencilere destek veren vakfın amacı burs alan öğrenci çıkarmak. Bu hizmetlerinden
dolayı Çeçen, nisan ayında üstün Vakfın başında şu anda Çeçen'in gelinleri bulunuyor. Kendisi koşullarda okuduğu için eğitime çok önem veren Çeçen'in, memleketi üniversite sözü var. Bu yatırımla ilgili yasanın çıktığını söyleyen Çeçen, cazip kılmak için Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörü Ural destek aldığını söylüyor: “Üniversitenin Rusça, Çince eğitim vermesini istiyorum. Akbulut'un tavsiyesiyle bu kararı aldım. Yoksa kimse
Ağrı'ya gitmek istemez, Batı'da olmayan bir bölüm olmalı.”

GENÇLİĞİNDE SIKI SOLCUYDU

Bugünlerde aldığı milyarlarca dolarlık ihalelerle adını kamuoyunda İbrahim Çeçen, demokrat geleneği olan bir ailenin çocuğu sol görüşe sahipmiş. O dönem sol görüşlü yazarların kitaplarını toplantılarına katılan Çeçen, “İşçi Partisi'nin programına bayılırdım” Hatta öyle ki o dönemdeki birçok genç gibi Çeçen de bir sosyalist olacağına inanırmış. Bu uzun yıllar böyle devam demokrasinin yükseldiği dönemde ise “Toprak İşleyenin Su sloganıyla milyonları peşine takan Ecevit'e yakınlık duymuş. “Bu slogan gitti sonra baktım ki hiçbir şey yapamadılar” diyen Çeçen, siyasi özetliyor: “Oradan yavaş yavaş ortaya, ortadan da liberal dünya görüşüne çok inceledim. Liberal bir yapıda özel sektörün hakim olduğu düzenin Türkiye'yi bir yerlere taşıyacağını düşünüyorum.”

İBRAHİM ÇEÇEN KİM ?

1941 yılında Ağrı'da doğan İbrahim Çeçen, altı kızdan sonra doğan bir erkek çocuk olarak hayli mutlu etmiş ailesini. Manifaturacılık yapan babası 1960'lı
yıllarda göç ederek Ankara'ya yerleşmiş. Liseyi Ağrı'da okuyan Çeçen, Ankara Üniversitesi'nde ilk etapta mühendislik bölümü olmadığı için teknikerlik eğitimi
almış. Sonra bölüm açılınca mühendislik eğitimine başlamış ve inşaat mühendisi olarak üniversiteden mezun olmuş. Matematiği çok güçlü olan Çeçen'in bir diğer güçlü yönü de hayal gücü. Ama hayal gücünü kullanmamak içinde bir ukde olarak kalmış: “Matematiğim çok iyiydi ama nedense yazar olmak istiyordum.

Gazeteci ya da hukukçu olmak isterdim ama kader beni inşaat mühendisi dolayısıyla da işadamı yaptı. Çok geniş bir hayal gücüm vardı. İfade yeteneğimden ziyade yazım yeteneğimin olduğunu biliyordum. Halen yazı yazmayı seviyorum, çeşitli notlar alıyorum, mesleğimle ilgili şeyler yazıp raporlar hazırlıyorum. İleride vakit bulursam Türkiye'nin imarını kimlerin nasıl ne şartlarda yaptığını, bunların iç dünyasını yansıtmak istiyorum. Tabii bunların içinde de kendimi de anlatacağım.”

Yazmanın yanı sıra resim yapmak da Çeçen için büyük bir keyif olsa da bu hobisine vakit ayıramamaktan şikayetçi. Ama resim yapan eşine sergi açarak bu özlemini bir miktar giderdiğini söylüyor. Okumaktan da büyük bir keyif aldığını söyleyen Çeçen, yakın tarihi anlatan kitaplara meraklı.

Not: Röportajla ilgili tüm detaylar Forbes Dergisi'nin Temmuz sayısında



  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 1998 Şişli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 213 32 05 | Haber Scripti: CM Bilişim