• BIST 107.439
  • Altın 142,531
  • Dolar 3,5528
  • Euro 4,1372
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 33 °C

Karaköy’de ‘beraber yaşama’ müzesi

Karaköy’de ‘beraber yaşama’ müzesi
500. Yıl Vakfı tarafından Karaköy’de oluşturulan Türk Musevileri Müzesi, Türklerle Yahudilerin 700 yıl kesintisiz beraber yaşadıklarını görteriyor.

İSTANBUL - İstanbul Karaköy’de 1671 yılında sinagog olarak kullanılan, 1985’ten sonra bölgede Yahudi vatandaş kalmaması nedeniyle işlevini yitiren bina, 500. Yıl Vakfı tarafından “Türk Musevileri Müzesi” haline getirildi. 2001 yılında dönemin başbakanı Mesut Yılmaz tarafından açılan müzede bugün Türklerle Yahudilerin 700 yıllık tarihi, dini ve kültürel birlikteliği çeşitli objelerle sergileniyor.Başkan Vekili ve Türk Musevileri Müzesi Küratörü Naim Güleryüz, müzeyi açarken teşhir edecekleri bilgi ve belgelerle toplumun, uluslararası platformlarda Türkiye’ye davet edecekleri kişilerin, turistler veya kamuoyu yapıcılarının da Türkiye hakkında bilgi sahibi olmasını istediklerini söyledi.

Müzenin bir tarih müzesi ya da etnografya müzesi olmadığını ifade eden Güleryüz, şöyle konuştu:

“Burası bir beraber yaşam müzesi. Bizim amacımız, din ve etnik olarak düşünürsek Müslümanlarla Musevilerin, Türklerle Yahudilerin 700 yüzyıl boyunca herhangi bir ciddi sorun olmaksızın, kesintisiz olarak beraber yaşayabildiklerini göstermek. Biz bunu dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz. Azınlıklar, insan hakları gibi konularda, bilerek bilmeyerek, isteyerek, istemeyerek, mesnetli, mesnetsiz laf eden kimselere bilgisel ve belgesel bir cevap verebilelim istiyoruz. İşte olaylar ortada, vesikalar ortada, durum ortada, biz de ortadayız. Bu müzenin esas amacı, esas konsepti budur.”

İLK KARŞILAŞMA VE MATBAANIN GELİŞİ
Güleryüz, Osmanlılarla Yahudilerin ilk karşılaşmasının İberik Yarımadası’nda yaşayan sonradan “Sefarad Yahudisi” olarak anılan Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu’na gelmesiyle gerçekleştiğini belirterek, 1492’de başlayan bir süreçle, İspanya’yı terk eden 120 bin Yahudi’nin 90 binden fazlasının Osmanlı İmparatorluğu’na geldiğini, İstanbul, İzmir, Selanik ve Safed gibi Osmanlı kentlerinin, Sefarad Yahudiliği’nin kültür odakları olduğunu anlattı.

Dönemin hükümdarı 2. Beyazıt tarafından Yahudilerin kabul edildiğine işaret eden Güleryüz, Yahudilerin İspanya’nın zengin kültürü sayesinde güncel bilgilerle geldiğini, sanat, kimya, felsefe gibi konuların yanında matbaayı da getirdiklerini bildirdi.

Güleryüz, Osmanlı’da matbaanın 18. yüzyılda İbrahim Müteferrika tarafından ilk kez kullanıldığı bilgisinin aksine, Osmanlı’da ilk matbaanın David ve Samuel İbn Nahmias kardeşler tarafından 1493’te kurulduğunu ve “Kur’an-ı Kerim” dışında her şeyin basılmasının serbest olduğunu kaydetti.

ÖZEL İZİNLE DUA KİTABI VE YAHUDİ ANSİKLOPEDİSİ
Matbaada, 2. Beyazıt tarafından verilen özel izinle İbranice dua kitapları basıldığını dile getiren Naim Güleryüz, şöyle devam etti: “Burada iki orijinal örneğimiz var. İlki 1512 yılından kalma ‘Midraş Teilim’ dua kitabıdır. Basımı İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. Diğer kitap ise ‘Meam Loez’dir. Yakob ben Meir tarafından 1735 yılında yazılan kitap, Sefarad Yahudilerinin ansiklopedisi olarak geçer. Tevrat çok daha komplike bir kitap olduğu için günlük hayatta nasıl uygulamaların yapılması gerektiğine dair bilgiler içerir.”
MÜZEDE NELER DİKKAT ÇEKİYOR
Güleryüz, müzede orijinal bir ferman bulunduğunu belirterek, bunun hakkında bilgi verdi. Fermanın, Kanuni Sultan Süleyman’ın Budapeşte’yi fethi sırasında Jozef ben Salamon Eskenazi’nin, Kanuni’yi karşılayarak Budin Kalesi ve kentinin anahtarlarını kayıtsız ve şartsız kendisine teslim ettiğini anlatan Güleryüz, Kanuni Sultan Süleyman’ın bundan çok hoşnut kaldığı için cemaat başkanının ailesine ve bundan sonra gelecek sülalesine tarih boyunca geçerli olmak üzere bir vergi muafiyeti tanıdığını, 1923’e kadar da bu vergi muafiyetinin geçerli olduğunu söyledi.

Güleryüz, müzede bulunan Fatih Sultan Mehmet’in resmine de dikkat çekerek, Sultanın Yahudilere değer verdiğini belirtti, 1453’te İstanbul’u fethettiği zaman gönderdiği bir mektubu anlattı: “Osmanlı’nın diğer bölgelerindeki Yahudi cemaatlerine ‘Tanrı bana bir çok ülke bahşetti ve hizmetkarı Hazreti İbrahim ve Hazreti Yakub’un sülalesine sahip çıkmamı, onları himayeme almamı emretti. Aranızda kim tanrının yardımıyla İstanbul’a gelip yerleşmeyi incir ve bağın gölgesinde barış içinde yaşamayı, serbest ticaret yapmayı, mal mülk sahibi olmayı arzular...’ diyerek onları davet ediyor.”

BALAT’TA DAVUD YILDIZI VE ‘MAŞALLAH’
Naim Güleryüz, müzede sergilenen bir fotoğrafa değinerek, “Balat’ta bir ev var. Bu evin kapısında Davud’un yıldızı ve maşallah yazılı bir seramik var. Burada muhtemelen iki farklı dine mensup aile aynı evi paylaşıyorlar. İkisi de nazara inandıkları evi korumak amacıyla kullandıkları parçaları evin önüne koyuyorlar. Burada etkileşimi göstermek istedik” dedi.

Işıklar ya da kandiller bayramında kullanılan bir Hanuka Kandiline ilişkin bilgi veren Güleryüz, ülkenin dini özgürlük ortamında huzur içinde yaşayan Yahudilerin geniş toplumun geleneklerinden etkilendiğini, dini eşyalarında Türk motiflerine geniş yer verdiklerini kaydetti.

HOLOKOST KÖŞESİ YOK
Bütün Yahudi müzelerinde genellikle 2. Dünya savaşı sırasında Nazi mezalimini anlatan bir holokost, soykırım köşesi bulunduğuna dikkati çeken Güleryüz, şöyle devam etti:

“Biz burada böyle bir köşenin bulunmayışından onur ve gurur duyuyoruz. Buna mukabil yine onur ve gurur duyduğumuz köşe de 1933’lerde başlayan, Yahudi profesörlerin Almanya ve Avusturya’da üniversitelerden kovuldukları ve akademik kariyerlerine devam etmelerine mani olunduğu bir dönemde Atatürkümüzün davetiyle Türkiye’ye gelen ve İstanbul ile Ankara üniversitelerinin revizyonuna çok büyük katkıda bulunmuş olan 200’e yakın bilim adamının bir kaç tanesini fotoğraflarıyla göstermeye çalıştık.”

İKİ DİN ARASINDAKİ BENZERLİKLER
Müzenin etnografya bölümü hakkında bilgi veren Güleryüz, müzede sürekli iki din arasındaki benzerlikleri göstermeye çalıştıklarını ifade ederek, benzerlikleri şöyle anlattı:
“Yahudi geleneklerine göre evlilik, sünnet, loğusalık ritüellerine uygun mizansenler bulunuyor. Düğün bölümünde, gelin ve damat geleneksel kıyafetleriyle, Yahudi gelinin koca evine giderken beraberinde götürdüğü çeyizi yer alıyor. Loğusa ve sünnet olayı var. Yahudilikte sünnet, Müslümanlarınkinden farklı. Müslümanlıkta sünnetin belirli bir zamanının olmamasının aksine, Musevilikte doğumun 8. günü olur. 8. günden sonra çocuk ağrıyı hisseder, eğer çocuk hastaysa doktor raporuyla 31. gün yapılır.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • “Alt yapıda başarı çıtasını yükselteceğiz”24 Mart 2011 Perşembe 00:00
  • KONUK FUTBOLCU AHMET ÇALIŞIR25 Şubat 2011 Cuma 00:00
  • KONUK ANTRENÖR MUHARREM YILDIRIM25 Şubat 2011 Cuma 00:00
  • KONUK BAŞKAN IBRAHIM KESKIN25 Şubat 2011 Cuma 00:00
  • “AMAÇ GÜÇ BİRLİĞİ”24 Şubat 2011 Perşembe 00:00
  • EMNİYET GÜÇLERİMİZE TEŞEKKÜR24 Şubat 2011 Perşembe 00:00
  • ŞİŞLİ AMATÖRLERİNE TESİS24 Şubat 2011 Perşembe 00:00
  • TAKSİM SPOR SÜPER AMATÖRDE24 Şubat 2011 Perşembe 00:00
  • ARTIK SAHALARDA ANNELER DE VAR24 Şubat 2011 Perşembe 00:00
  • GEÇMİŞ OLSUN YALÇIN TUNÇ24 Şubat 2011 Perşembe 00:00
  • Tüm Hakları Saklıdır © 1998 Şişli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 213 32 05 | Haber Scripti: CM Bilişim