• BIST 90.040
  • Altın 146,366
  • Dolar 3,6184
  • Euro 3,9314
  • İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Bu taslağın sivil anayasayla ilgisi yok!

Bu taslağın sivil anayasayla ilgisi yok!
Liberal hukukçular felsefe bilmiyor

Cumhurbaşkanlarının, milletvekillerinin, bakanların, valilerin, polislerin, askerlerin ve bil cümle kamu görevlilerinin dokunulmazlıklarının olduğu yerde hâkimlerin iktidarından bahsetmek sadece saflık değil. Hâkimlik ve savcılık sınavı ile mesleğe kabulde idarenin hemen tüm yetkileri elinde tuttuğu gözetildiğinde söylem biraz daha saçmalaşıyor.

Odatv’de yayımlanan “Neyinize İtibar Edelim” başlıklı yazıda Türkiye’deki Alman ekolünden liberal hukukçulara değinmiştim. Yazıp çizdiklerine bakılınca, Carl Schmitt ve Habermas’a olan düşkünlükleri malum. Ahlaki tutumları zaman zaman Schmitt’i anımsatıyor: İki gün önce “anayasayı sokak yapmalıdır” deyip şapkadan çıkan tavşana hararetle alkış tutan tavırla Frankfurt Okulu’ndan gelip Hitler’i teorize eden tavır arasında bir fark aramıyorum. Oysa referans aldıkları Schmitt, açık açık yargının pasif bir suje olduğunu o nedenle bir iktidar odağı olamayacağını söylüyordu. Olsa olsa savcılar iktidarından söz edilebilir ki, bu yorum özellikle Türkiye için düşünülebilir. Bunların ikinci referans kaynağı Habermas, ancak O da neyin savunulabilir neyin savunulamaz olduğunun baştan belli olmadığını ancak rasyonel, demokratik iletişim sonucunda “doğru” olanın ortaya çıkabileceğini söylüyordu. Ahlaki bir kamusal tartışma modeli öngörüyordu: İster filozof ister bilgin olsun vakıf oldukları hakikat ne kadar derin olursa olsun diyalogu, kamusal tartışmayı reddediyorlarsa söyledikleri akıldışıdır. Herkesin birbirinin sesini kısmaya çalıştığı, retoriğin iletişimin, hamasetin aklıselimin yerini aldığı, propaganda subaylarının kol gezdiği yerde anayasal doğrular bulmak fesada uğramamış irade bulmak kadar zor. Demokratlığın ölçütü tavşana alkış tutmak değil, illüzyonistin oyununu bozmaktır: şapkanın içine bakmaktır.

Paket Ne Kadar Sivil?

Ceylanların nefes nefese suya koştuğu gibi, manşetler pakete koştu: “Sivil Anayasa!”. Oysa bir anayasaya sivil diyebilmek için o anayasanın sivil toplumun, sivil toplum örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin, ara güçlerin, derneklerin, vakıfların, sendikaların vb. devlet karşısındaki güçlerini artırması gerekir.

Saçmalamayın beyler… Fransız Devrimine neden “Burjuva Devrimi” diyoruz? Burjuvazi yaptığı için mi? Hayır! Burjuvazinin çıkarlarını yansıttığı için. O yüzden savaş sırasında yazılmasına rağmen 1921 anayasası sivildir. 1921 Tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu 1. maddesinde “İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir” der. Milli egemenliği değil, halk egemenliğini yansıtır, sovyetik modelden etkilenir. Askerlerin yaptırmasına karşın 1961 Anayasası “anayasa paketi”nden daha sivildir. Sivil toplum örgütlerini, demokratik kitle örgütlerini güçlendirir. Devletin dayanağının insan hakları olduğunu söyler, tıpkı Fransız Devrimi belgelerinde olduğu gibi. 1924 ve 1982 Anayasası sivil değildir: Devleti ve parlamento çoğunluğunu her şeyin üzerinde tuttuğu için. Paket neyi güçlendiriyor: Bülent Serim Odatv’de yazdı, esas olarak cumhurbaşkanını yani yürütmeyi, yani devleti. Bu paket sivil paket mi, yoksa şüpheli paket mi siz karar verin.

Yargı Bonapartizmi

Yargı organının toplumsal sınıflar karşısında, görece bağımsız davranabilme yetisini yargı bonapartizmi olarak da düşünmenin verimli olacağını ileri sürüyorum. Yargının bu tutumunun bizzat devletin meşruiyet probleminden ya da modern hukuk sisteminden ileri geldiği yönündeki itirazları kısmen kabul ediyorum. Ancak yargının zaman zaman bu konumu sergilemesinin nedenini Türkiye’nin kapitalist topluma geçişteki “tepeden devrim” sürecine bağlıyor; devletin böylesi geçişte toplumsal sınıflara karşı kazandığı özerklik ile yargının zaman zaman sergilediği tutum arasında paralellik görüyorum. Devlet çoktan egemen sınıfların çıkarlarını benimsediğinden, sürece uzak kalan, ona zaman zaman uyum göstermeyen yargının da uyum göstermesi isteniyor: Bu yüzden egemen çıkarları temsil eden devletin, bürokrasinin ve parlamentonun iş ve etkinliklerine tam uyum göstermeyen yargı örgütüne müdahale edilmesi, üyelerinin bunlar tarafından seçilmesi gerekiyor. Özelleştirmeler, ulaşım tarifeleri ve en son 4/C hakkındaki yargı kararlarının ne devleti ne parlamentoda çoğunluğu bulunan partiyi, ne de egemen sınıfları memnun ettiğini söyleyebilecek olan var mı? Yargının bu tutumuna bugün “hâkimlerin iktidarı” deniyor. Bürokrasinin, temsili makam ve kurumların yüksek yargıya üye seçmesini isteyene de demokrat deniyor. Demokratlığın bedeli ucuzluyor. Bugün için işçi sınıfı ve diğer halk katmanlarının “yargı reformu” konusundaki seçeneği asla “hâkimlerin iktidarı” ile “demokratik yargı” arasında değil, “yargı bonapartizmi” ile “iktidarın hâkimleri” arasındadır. Ve asıl seçenek bunların hiçbiri değildir.
İlker Kılıç

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 1998 Şişli Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 213 32 05 | Haber Scripti: CM Bilişim